Canlıların gereksinim duydukları maddelerin canlı ve cansız çevre arasındaki dolanımına madde döngüleri denir.

SU DÖNGÜSÜ

Su, sadece insanlar için değil tüm canlılar için hayati bir ihtiyaçtır. Tüm canlıların suya ihtiyaç duymasına karşın, Dünya’daki içilebilir su kaynakları kısıtlıdır. Dünya’daki su miktarı su döngüsü sayesinde dengede kalabilmektedir.

su-dongusu

Yeryüzündeki sular, toprağın altında yer altı sularıyla birleşir. Bu sular deniz, göl ve okyanuslara dökülür. Bitkiler kökleri ile topraktan su alır. Hayvanlar ise doğrudan suyu alarak ya da bitkileri tüketerek su ihtiyacını karşılayabilir. Bitkiler ve hayvanlar suyun bir kısmını terleme ve solunum yoluyla atmosfere geri verir. Güneş ışınlarının etkisiyle deniz, göl ve okyanuslardaki su buharlaşarak tekrar atmosfere yükselir. Atmosferin yüksek kesimlerinde bulunan su buharı soğuk hava ile karşılaşınca yoğunlaşarak kar ve yağmur gibi doğa olayları sayesinde yeryüzüne iner. Suyun bu şekilde dolanmasıyla su döngüsü gerçekleşir.

OKSİJEN DÖNGÜSÜ

Soluk alma sırasında havadaki oksijen gazını (O2) kullanırız. Canlılığın devamı için havadaki oksijen gazının belirli bir oranda kalması gerekir. Bu durum oksijen döngüsü ile sağlanır.

oksijen-dongusu

Oksijen havada O2 şeklinde bulunur. Soluk alma olayıyla bitki ve hayvan vücuduna giren oksijen, soluk verme sırasında karbondioksidin (CO2) yapısına katılarak havaya karışır. Fotosentez yapan canlılar karbondioksidi havadan alır ve fotosentez sayesinde besinin yapısına katar. Bu olay sonucunda oksijen açığa çıkar ve bu oksijen havaya verilir. Devamlı olarak gerçekleşen bu olaya oksijen döngüsü denir.

😊 Atmosferdeki oksijenin %30’unu bitkiler, kalan %70’lik kısmını diğer üreticiler üretir.

KARBON DÖNGÜSÜ

Canlı vücuduna katılan elementlerden biri karbondur. Besin üretimi sırasında bitkilerin vücudunda olan karbon, besin zinciri sayesinde tüketicilerin vücuduna geçer. Karbonun canlı ve cansız çevre arasında dolanımına karbon döngüsü denir.

karbon-dongusu

Havadaki karbondioksidin (CO2) yapısında bulunan karbon, fotosentez ile bitki tarafından alınır; fotosentez sonucu oluşan glikozun yapısına katılarak besin hâline gelir. Bu besin, bitkileri yiyen tüketicilere aktarılır. Organizmaların ölüp toprağa karışması ve fosilleşmesi sonucu fosil yakıtlar oluşur. Fosil yakıtlarının yanması ve canlıların solunum yapmasıyla ortaya çıkan karbondioksit tekrar atmosfere karışır. Böylece karbon döngüsü tamamlanır.

AZOT DÖNGÜSÜ

Soluduğumuz havada çeşitli gazlar bulunur. Soluk alırken kullandığımız oksijen gazı, havanın sadece %21’ine yakın bir kısmını oluşturur. Havanın yaklaşık %78’ini azot gazı (N) oluşturur. Azot, canlıların yapı taşı olarak kabul edilen proteinin yapısına katıldığı için çok önemlidir. Ancak canlılar havadaki azotu doğrudan kullanamaz. Bunun için azotun azotlu bileşiklere dönüştürülmesi gerekir. Havadaki azotun toprağa, topraktaki azotun ise havaya karışması azot döngüsü sayesinde gerçekleşir.

Havada serbest hâlde bulunan azot, yıldırım ve şimşek gibi hava olayları sırasında su ile birleşip toprağa düşer. Baklagillerin köklerinde yaşayan azot bağlayıcı bakteriler de havanın serbest azotunu bitkinin yapısına katar. Bitkiler azotu topraktan, otçullar ise bitkilerden alır. Etçiller de otçullar ile beslenerek azot ihtiyacını karşılar. Bitkilerin, hayvanların artıkları ve cesetleri ayrıştırıcı bakteriler tarafından çürütülür ve amonyağa dönüştürülür. Toprakta bulunan bazı bakteriler amonyağı bitkilerin kullanabileceği azot tuzlarına dönüştürür. Bazı bakteriler ise topraktaki fazla azotun havaya tekrar aktarımını sağlar. Böylece azot döngüsü tamamlanır.

azot-dongusu

MADDE DÖNGÜLERİNİN ÖNEMİ

Dünya, tüm canlıların yaşamı için gereken maddelerin ideal oranda bulunduğu bir gezegendir. Madde döngüleri ile sağlanan düzen bozulduğunda tüm canlılar zamanla bu durumdan olumsuz etkilenir. Örneğin karbon döngüsünün bozulması sonucu havadaki karbondioksit miktarı azalırsa fotosentez miktarı da azalır. Bunun sonucunda besin ve oksijen miktarının azalması tüm canlıları olumsuz etkiler. Benzer şekilde azot döngüsündeki bir aksaklık, ölü organizmaların toprağa karışmasını engelleyebilir. Bu durumda Dünya âdeta bir çöp yığınına döner. Örneklerden de anlaşılacağı gibi her bir madde döngüsü, doğrudan ya da dolaylı olarak canlı yaşamını etkilemektedir.

KÜRESEL  ISINMA

Dünya için en önemli ısı ve ışık kaynağı hiç şüphesiz Güneş’tir. Dünya’dan milyonlarca kilometre uzakta olmasına rağmen Güneş ışınları Dünya’ya ulaşır ve onu hem aydınlatır hem de ısıtır. Canlılar, Güneş’ten gelen bu enerjiyle hayatlarını sürdürebilir. Güneş’ten gelen ışınların hepsi sağlığa yararlı değildir. Zararlı ışınların yeryüzüne ulaşmasını engelleyen bir tabaka vardır. Bu, kalınlığı yaklaşık 20-50 km aralığında değişebilen ozon tabakasıdır. Atmosferin ikinci tabakası olan stratosfer katmanındaki bu tabaka Dünya’nın etrafını sarmıştır. Ozon tabakasının görevi Güneş’ten gelen yararlı ışınların yeryüzüne inmesini, zararlı ışınların ise tutulmasını sağlamaktır. Âdeta bir filtre görevi yapan ve yaşam için çok önemli olan bu tabaka incelmeye başlamıştır.

Atmosferin bileşiminde sera gazları adı verilen su buharı, karbondioksit, metan, ozon gibi  çeşitli gazlar bulunur. Bu gazlar ışığı önce soğurur sonra bir kısmını tekrar yayar. Böylece bir çeşit yalıtım görevi yaparak yeryüzünün fazla ısınmasını veya soğumasını engeller. Buna sera etkisi denir. Sera etkisi olmasaydı Dünya’nın sıcaklığı yaklaşık –18 °C olurdu. Bu etki sayesinde sıcaklık ortalama 32 °C daha artarak canlılar için uygun hale gelmektedir.Teknoloji, hayatı daha kolay hâle getirmektedir. Ancak teknoloji ile birlikte hayata kazandırılan bazı ürünler ozon tabakasının incelmesine ve sera etkisinin bozulmasına neden olabilmektedir. Kişisel bakım için kullanılan parfüm ve deodorantlar, sanayi tesislerinden atılan atıklar, fabrika bacaları ve taşıtlardan çıkan gazlar, çeşitli tarım ilaçları bunlardan bazılarıdır. Bu ürünlerden çıkan zehirli gazlar ısı tutma özelliği gösterir. CO2 ve ısıyı tutan diğer gazların miktarındaki artış atmosferin sıcaklığının artmasına neden olur. Sonuçta sera etkisi ve atmosferin sıcaklığı hızla artar. Buna küresel ısınma adı verilir.

Güneş’ten gelen ışınlar önce vücudun dış örtüsü olan deriyle temas eder. Ozon tabakasının seyrelmesi sonucu zararlı ultraviyole (UVB, UVC) ışınları da yeryüzüne ulaşır ve cilde zarar veren rahatsızlıklara neden olur. Gözde oluşan katarakt bunlardan biridir. Deri kanseri de UV ışınlarının neden olduğu radyasyondan kaynaklanan ve hem insanları hem hayvanları etkileyen bir hastalık olarak bilinmektedir.

Deniz ekosistemleri de küresel ısınmadan etkilenir. Zararlı ışınlar balık larvası, yengeç, karides, deniz bitkileri gibi pek çok canlıyı olumsuz etkiler. Denizden elde edilen besin çeşitliliği ve deniz canlılarının ürettiği oksijen miktarı düşünüldüğünde diğer canlıların nasıl etkileneceği kolayca anlaşılabilmektedir.

Küresel ısınmanın bir başka sonucu da küresel iklim değişikliğidir. İnsan faaliyetleri sonucu havanın ısınma eğilimi giderek artmakta, bu da iklim değişikliğine neden olmaktadır. Buzulların erimesi, buharlaşmanın artması, yağmurun büyük kısmının sağanak şeklinde olması, buna bağlı olarak sel ve heyelan gibi olayların artması küresel iklim değişikliğinin belirtilerindendir. Buzulların erimesiyle başta kutup ayıları olmak üzere birçok hayvan evsiz kalma tehlikesiyle karşı karşıya dır. Ayrıca yükselen sular denizin su seviyesinin yükselmesine ve birçok toprağın sular altında kalmasına neden olmaktadır.

İnsanların ekosistemler üzerindeki etkilerini ölçmek amacıyla ekolojik ayak izi yöntemi geliştirilmiştir. Ekolojik ayak izi tüketilen doğal kaynakların yeniden üretimi, oluşan atıkların geri dönüşümü için ne kadar hava ve suya ihtiyaç duyulduğunu hesaplayan bilimsel bir ölçüdür. Bireysel veya topluluk olarak ekolojik ayak izi hesaplanabilir.

Küresel ısınma tüm canlıları ilgilendiren ortak bir sorundur. Dolayısıyla bu sorunun çözümü için herkese görev düşmektedir. Dünya genelinde birçok ülkenin yer aldığı, Türkiye’nin de katıldığı İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi ve Kyoto (Kiyoto) Protokolü küresel ısınmaya karşı alıanan bir dizi önlemleri içermektedir. Sera etkisini bozacak gazların oranını düşürecek projeler geliştirme ve bu konuda çalışma yapan ülkelere teknolojik ve mali kaynak aktarma bu önlemlerden bazılarıdır. Örneğin Finlandiya, Hollanda ve İsviçre’de fosil yakıt kullanımından kaynaklanan karbon salınımı için karbon vergisi uygulaması başlatılmıştır. Fransa ve Avusturya gibi ülkelerde ise yenilenebilir kaynaklardan elektrik elde etme oranı arttırılmıştır. Ülkemizde de bu konuda çalışmalar yapılmaktadır. Aşağıda küresel ısınmanın engellenmesine yönelik önerilerinden bazıları verilmiştir:

— Ozon tabakasına zarar veren maddeleri içeren deodorant ve parfümler kullanılmamalıdır. — Fabrika bacalarına ve araçların egzoz borularına filtreler takılmalıdır.
— Kimyasal temizlik malzemeleri ve tarım ilaçlarının çevreye verdiği zararlar konusunda insanlar bilinçlendirilmelidir.
— Gereksiz ağaç kesimi engellenmeli, uygun alanlar ağaçlandırılmalıdır.

kyoto-protokolu



Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir